BİYOYAKITLARIN GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ |
|
Yüzyıllarca önce Hint yağının kandillerde yakılmasıyla başlayan biyoyakıt kullanımı günümüzde gelişmiş ülkeler başta olmak üzere pek çok ülkede enerji, çevre ve tarım politikalarında önemli yer edinmiştir.
|
 |
Dr. Rudolph Diesel, 892 yılında dizel motorun patentini alıp petrol kökenli yakıtların yanısıra bitkisel yağları da yakıt olarak kullanmıştır. 1898’te Paris Dünya Fuarı’nda yer fıstığı yağını yakıt olarak kullanan dizel motoru sergilenmiştir.
R.Diesel 1911’de bitkisel yağların motor yakıtı olarak kullanımının ülkelerde tarımın gelişmesinde ciddi bir katkısı olacağını ifade etmiş ve 1912’de “Bitkisel yağların motorlarda kullanımı günümüzde önemsiz görünebilir, ancak bitkisel yağlar zamanla petrol ve kömür katranı kadar önem kazanacak” demiştir.
|
|
Brezilya’da şeker kamışından üretilen Biyoetanol 1930’lu yıllardan beri ulaştırma yakıtı olarak büyük oranda kullanılmaktadır. Benzinle son yıllara kadar %85 oranında harmanlanarak kullanılan biyoetanol için fleksi araçlar tasarlanmıştır. Son yıllarda biyoetanol kullanım oranı %26 olarak yasalarla belirlenmiştir. Birkaç yıla kadar dünyanın en büyük etanol pazarı olanı Brezilya, birkaç yıldır Amerika ile bu büyük pazarı paylaşmaktadır. Dünya biyoetanol üretiminde bu iki ülkeyi AB, Hindistan ve Çin izlemektedir
|
|
1990’lı yıllarda AB ülkelerinde üretilerek kullanılmaya başlayan biyodizel sektörünün dünyadaki en büyük aktörü AB ülkeleri olup, hammadde olarak genellikle kanola (kolza) bitkisi kullanılmaktadır. AB’ndeki en büyük biyodizel üreticisi ülke Almanya’dır. Bunu Fransa ve İtalya izlemektedir.
Pek çok ülkede olduğu gibi AB ülkelerinde de biyodizel ve biyoetanol üretim ve tüketimi çeşitli teşvik mekanizmalarıyla desteklenmektedir.
|
 |
|
|
Hammaddelerinin gıda hammaddesi olması ve üretim teknolojileri nedeniyle günümüzde üretilen biyodizel ve biyoetanol birinci kuşak biyoyakıtlar kategorisinde değerlendirilmektedir. Ancak artan nüfus ve beraberinde getirdiği açlık endişesi nedeniyle gelecekte ikinci kuşak biyoyakıt kullanımı öngörülmekte ve bu yönde politikalar oluşturulmaktadır. AB tarafından 8 Şubat 2006’da yayımlanan Biyoyakıt Stratejisinde (COM (2006) 34) 2. kuşak biyoyakıtların AR-GE çalışmaları ve pazara girmelerinin desteklenmesi strateji belgesinin amaçlarından biri olarak belirlenmiştir.
BM Raporuna göre ikinci kuşak biyoyakıtlar ligno selülozik biyokütleden, ileri teknik prosesler kullanılarak üretilen biyoyakıtlar olarak tanımlanmaktadır. AB tarafından 2010 yılına kadar birinci kuşak biyoyakıtların teknolojik gelişimlerinin tamamlanması ön görülmektedir.
Diğer yandan sürdürülebilir gelecek için yeni bir yaklaşım biyorafinerilerdir. Biyorafineriler tarım ile kimya arasında bir köprüdür. Entegre biyorafinerilerde biyokütleden yakıt, elektrik ve kimyasal madde üretilmektedir.
Günümüzde pek çok ürünün ham maddesi petroldür. Ham petrolün parçalanmasıyla elde edilen naftanın kimyasal dönüşümü prosesi sonucunda monomer ve polimerlere ulaşılarak pek çok nihai ürün elde edilmektedir. Bununla birlikte tarımsal ürünün nişasta ve şekere dönüştürülmesiyle ve uygulanan biyokimyasal proses sonucu monomer ve polimerler elde edilerek kimyasal süreçte pek çok ürüne biyolojik ve kimyasal olarak erişilebilmektedir
|
|
|
|
|
 |
|